
1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık da ilan ettiği “Uluslararası Engelliler Günü” nün amacı engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanmasıymış.
Bizler o kadar kendi derdimize dalmışız ki sürekli bir şeyler şikayet edip duruyoruz belki de hayatımızda olmayan engeller koyup memnuniyetsizlikte yaşıyoruz.
Bir an düşünsenize görme engelli olduğunuzu - hayatınızda nelerin değişeceğini?? Bir de maddi durumumuz yeterli değilse almanız gereken o özel eğitimi alamadığınızı işte ülkemizde de bir çok engellinin engeli maddi yetersizlik.
En sinir olduğum engellilerden acıyarak bahsedenler. Bu durum ailemizi seçememek gibi bir şey.Şimdi düşünüyorum da aslında onlarla aramızda bir fark yok ÇÜNKÜ BİZLERDE BİR ENGELLİ ADAYIYIZ.Ülkemizde 8.5 milyonu aşkın engelli insan varmış ve hiçte hafife alınacak bir rakam değil. Yaşam koşulları onlar için daha da güç.
Türkiye'nin Stephen Hawking'i Onur Eyüp Karadoğan ise sıra dışı bir başarıya imza atıyor. Doğum sırasında başının vakumla çekilmesi ve beyne bir süre oksijen gitmemesi nedeniyle spastik engelli olarak dünyaya gelen Onur Karadoğan, alfabeden harf göstererek, bilgisayar ya da cep telefonunu ile yazışarak çevresiyle iletişim kurabiliyor. Hayatla iletişim kurabilmesini sağlayan tek parmağı. Can Yayınları Gençlik Yazını seçkisinden çıkan "Azim Spastik Engelli Gencin Mücadelesi" arı bir dille yazılmış, okuyanı hayrete düşüren Onur'un yaşam savaşı. Onur'un tek parmaklığıyla yansıttığı bir mutluluk zinciri. İlklerle dolu. Hayat çizgisini değiştiren doğum anı. Bu hatanın faili doktorunu Onur şu şekilde anlatıyor: "Ben 09\09\1984 tarihinde Adana doğum evinde dünyaya gelmişim. Yalnız bu dünyaya geliş normalden biraz farklıymış. Çünkü ben spastik engelli olarak dünyaya gelmişim. Sebebi doktor hatasıymış. Aslında şanssızlık desek daha doğru olur. Çünkü eminim ki o doktor da böyle olmasını istemezdi. Babamın anlatılarına göre ben çok zor doğmuşum; öyle ki, doktor beni vakumla almak zorunda kalmış. Bu sırada beynimdeki bir damarı ezmiş. İşte bu sebepten spastik olmuşum. Hepimiz biliyoruz ki, bebekler doğar doğmaz ağlar ama ben beynime oksijen gitmediği için yarım saat sonra ağlamışım. Tabii burada doktorumun çabalarını göz ardı etmemek lazım. Ne ilginç, değil mi? Bir yanda sizin engelli olmanıza sebep olan insan, aynı zamanla sizi hayata döndürüyor. Engelli olmama sebep olan doktora hiçbir kızgınlık duymuyorum. Çünkü böyle olsun istemezdi. Doktorum beni hayata döndürdüğü için ailem bana onun ismini vermiş." Et yığını olarak yaşarken ebeveynlerinin ilgisiyle başka çareler aranıyor. Fizik tedavi, başarılı sonuçlar veriyor. Onur'un hareketlerinde ilerlemeler kaydediliyor. Ama kimi doktor için uğraşılmaya, zaman harcamaya değmez diye ailesinin önüne duvar örülürken, anne baba Onur' dan vazgeçmiyor. Onun bağımsızlığı kendi başına tuvalete gidebilmesi, duş yapabilmesi. Bizlerin rutinleri onun hayatında başarıya uzanan engelleri tek tek aşmanın ölçütleri. Tek başına sokağa çıkmayı hayatının kumarı olarak tanımlıyor: "3 Ocak 1998 günü hayatımla kumar oynayacaktım. Çünkü o gün kendimi ev hapisten kurtarmak için daha birkaç ay önce yürümeyi başardığım yürüteçle kendi başıma sokağı çıkmaya çalışmayı kararlaştırmıştım. Eğer bunu başarabilirsem, hayatımda ilk kez tek başıma sokağa çıkmış olacak, bu konuda özgürlüğüme kavuşacaktım. Peki ya başaramazsam? Ya merdivende dengemi kaybedip yuvalanırsam? İşte o zaman en iyimser olasılıkla 4 ocakta sabah güneşini bizim eve en yakın hastanenin yoğun bakım servisinde karşılayacaktım. Evet, biliyordum yapacağım şeyin mantıkla bir ilgisi yoktu. Buna delilik denebilirdi. Ancak özgürlüğüm için bunu yapmam şarttı. O zaman ben de elimi taşın altına koyacak ve sekiz sene süren ev mahkûmiyetime artık bir son verecektim."Bizce kolay, Onur'ca zor olan tüm sorunlara o cesurca başkaldırır. Üç basamaklı sayıları anında çarpabilen, satranç tutkunu Onur'un bir diğer hedefi ise satranç şampiyonu olmaktır.