8 Nisan 2012 Pazar

Magnifica Presenza!

İtiraf edeyim Ferzan Özpetek filmleriyle ilk tanışmam geçen sene memleketteki bayram zamanlarına rastlar. Gelen giden misafirlerden bıkmış ben, kendimi korsan cd cinin birinde bulmuştum. Aldığım 7-8 dvd den biri Türkçe'si Serseri Mayınlar olan Mine Vaganti'ydi. Filmi akşam bütün ev halkı uyuduktan sonra halamla seyretmiştik hatta.

Filmden bahsetmeyeceğim fakat o gün filmden gerçekten etkilenmiştim. Çünkü yazar aslında kendi yaşadığı sıkıntıları anlatıyordu ve İtalya'da da iyi oyuncular olduğunu görmüş oldum. Bu da beni İtalyan film endüstrisine yakınlaştırdı. 3 5 kişiyi tanıyordum artık ve imdb den o kişilerin diğer filmlerini araştırarak yeni filmler izleme fırsatını da bulmuştum. Filmin sonundaki Sezen Aksu "Kutlama" sı da ayrı bir lezizdi. Tabi Serseri Mayınlar'dan bu kadar etkilendikten sonra bir sonraki Özpetek filmini de sabırsızlıkla bekler oldum haliyle. Ta ki müjdeli haberi bir kaç ay sonra alana kadar. Cem Yılmaz'ın da aralarında bulunduğu bir kadro ile yine iş başındaydı Özpetek ve ülkemize geldiği 2. günü filme gitme fırsatı edindim.

Filmin 2. dakikasında dublaj şoku yaşadığımı da söylemeyelim. Bilet alırken hiç aklıma gelmemişti filmin dublajlı olabileceği. Sormak ta aklıma gelmemişti. İzmir sinemasına da ilk ve son gidişim olacak bu. Bundan sonra yapılacak tek şey filmden zevk almaya çalışmak olacaktı. Filmi yorumlayacak olursak, motto nun hayal olduğu bir film nasıl kötü olabilir ki değil mi? Bu açıdan Midnight in Paris'e hafif benziyor. Bence daha güzeli ama. Filmin en dokunaklı yerlerinde Sezen Aksu şarkılarının bizi karşılaması da ayrı bir keyif. Belki ilerde bir filminde bile oynar Aksu, Özpetek'in.

Cem Yılmaz'a da ayrı bir parantez açalım. Ben dublajlı seyrettiğim için replikleri Türkçe okuduğu fikrine kapılmıştım fakat öyle değilmiş. Senaryoyu İtalyanca ezberlemiş kendisi. Fakat Türkiye'deki dublajlı sinemalarda kendi sesi duyuluyor. Oyunculuğu ise her zamanki gibi harika. Geçenlerde Milliyet Pazar'daki röportajında okuduğum üzere, Ferzan Özpetek'te yeteneğine büyük vurgu yapıyor.

Umalım da Özpetek arayı soğutmadan bir film daha çeksin ve bizde onun hayal dolu dünyasını keşfetmeye çalışalım. Daha önce izlemediğim Ferzan Özpetek filmlerinden bir liste aşağıda ve bu hafta vakit olursa hazır vizelerde bitmişken hepsini izlemeyi düşünüyorum.

1-My brother is an only child.

2-Le fate ignoranti (His secret life)

3-La finestra di fronte (facing window)

4-Cuore sacro


4 Nisan 2012 Çarşamba

sert ünsüz

şöyle bi baktığım zaman kendi hayatıma ve diğer hayatlara bi şey çok fazlaca gözüme çarpıyor. insanın zaten biricik hayatı var ve onda da ünlü olanlar var. bildiğin ünlü yani yolda fotoğraf çektirmeden yürüyemeyenlerden. çok can sıkıcı bi durum olsa gerek. büyük bi sorumluluk omuzlarında. üstüne koyarak gitmek, tekrara düşmemek, adeta her adımında hayranlarını düşünmek zorundasın. tabi bu arada hayat devam ediyor. birilerini mutlu ederken hayatın geçiyor.
derken kendi hayatıma bakıyorum ve rahatlıyorum. ünsüzüm arkadaş. yolda rahat yürüyorum ve güneş gözlüğü veya bere takmadan evden ayrılabiliyorum.

28 Mart 2012 Çarşamba

Ölmeden Önce Görmek Gerenk


Bugün öğrendim ki yakamoz ay veya şehir ışığının olmadığı denizlerde kendilerine dokunulduğunda veya çarpıldığında kinetik enerjiden oluşan yeşilimsi ışık saçan planktonlarmış yani yakamoz öyle akşam sahilde yürürken ege denizinde gördüğümüz o ayışığının yansıması falan değilmiş. Ohh burada sesleniyorum o romantik aşıklara size özel değil o yakamozlar.Ama ben 
hayata aşık oldum şu anda! Gözleri görmeyen birine bu görüntüyü anlatacak kelime bulamadım (bu her zaman yaptığım bir şey) ..
 Okuduğum habere göre de bilim adamları deniz suyuna parlak mavi bir görünüm kazandıran mikroskobik bitkilerin saçtığı biyolüminesansın, yani biyolojik ışığın, nasıl oluştuğunu çözmüşler sağolsunlar.Şu muazzam görüntü sadece dinoflagellaların hücre zarındaki özel bir kanalın elektriksel uyarılara yanıt vermesiyle oluşuyormuş.
 Bize de bakıp bakıp bak sen şu doğanın işene demek kalıyor. 





27 Mart 2012 Salı

Ne okuyabiliriz?

Bu hafta içinde yeniden şekillendirdiğimiz bloga bir yazı yazmak için kendime söz verdim ve bu yazıyı yazdığım şu saatlerde istatistik dersinin olduğunu ve geçen sene üstten alarak geçtiğimi de gururla yazabilirim.

Neyse konumuza gelecek olursak, bu ilk yazıda çok uzun bir yazı yazamayacağımı anlamam gayet kısa sürdü. Bu günlerde dışarıya pek çıkmıyorum ve şunu çok iyi anladım ki çok gezen insanın anlatacak bir şeyleri oluyor. O sebeple bugün şu anda okumakta olduğum kitaptan söz etmek istedim.

Manzaradan Parçalar, malumunuz Orhan Pamuk'un son çıkan kitabı. Bende Orhan Pamuk'un romanlarının sıkı bir takipçisi olarak geçenlerde kitabı edinme fırsatı yakaladım. İlk başta roman sandığım bu kitap aslında bütün romanlarının bir karışımı, Pamuk'un romanlarını yazarken hissettikleri ve çok sevdiği eski İstanbul'da yaşadığı maceraları anlattığı bir anı defteri gibi adeta. 3 sene kaldığı New York'u da çok güzel bir şekilde anlatmış Pamuk.

Kitabın kapağında 'Kar' kitabı sırasında bulunduğu Ağrı'da bir kıraathanede bölge ile ilgili bilgi aldığı bir gençle görülüyor Pamuk. Arka kapakta ise İstanbul romanından bir kare bizleri selamlıyor.Az öncede belirttiğim gibi bu kitapta, bir romandan ziyade içinde yazarın bu zamana kadar yaptığı röportajlar, gezilerde anlatılmış. Kitabın bir bölümü Ara Güler'le beraber romanlarına seçtiği İstanbul fotograflarına ayrılmış.Eski İstanbul hayranı olanların da bu fotografları görmesinde yarar olacağı kanısındayım.


14 Ocak 2011 Cuma

Hâşâ Hünkarim

Ey insanlık neyini tartışıyoruz bu dizinin..Sizin derdiniz harem dimi ama hareme ne gerek var , dışarda binlerce dansöz var,  cariyeler artık köle değil, serbest her yerdeler :)))


Anladınız siz Sülüman'ı, yönetmenliğini Taylan Kardeşlerin yaptığı "Muhteşem Yüzyıl" dizisinden bahsediyorum.


Uzun zamandır merakla beklediğim bu dizi bana umduğumu vermedi, zaten bu kadar laf bu kadar tartışma ( sanki ülke olarak başka derdimiz yokmuş gibi) hevesimde kalmadı, ama dizi istediğini elde etti REYTİNG.


Benim dikkatimi çeken o kadar cariyeye bakan padişahın sahip olduğu LÜKStü-lüksün boku çıkartılmış dizide. Eleştirilerim tarihi yansıtıp yansıtmamasıyla ilgili değilde oyunculuklar iyi değildi mesela Halit Ergeç'te bir şeyler eksikti, sarayın o büyüklüğü lüksü sıkıcıydı ayrıca kostümlerde de metre kumaşları sarınmış gibiydiler- bizim daha büyük prodüksiyonlara ihtiyacımız var..!! O isim o diziye fazla kaçmış(şimdiki izlenimler),Türk tarihinin en çok emek ve para harcanan dizi olmasına karşın...Ancak biz Türkler izleriz böyle zekadan ,ayrıntıdan yoksun dizileri. Ne o öyle basit basit cümleler,ilkokul tarih kitabından alınmış gibi.


Ayrıca hareme laf atanlar orada o harem olmasa kim izleyecek diziyi. Bazı yorumlar varki akıllara zarar, padişahları resmen kutsallaştırıyoruz, olucak öyle şeyler bu padişahlar sporla üremediler ya!.


Dizi doğruyu yansıtmıyor diyenler kaçı acaba tarihimizi anlatan bi kitap alıp  okudu ¿. Diziyle gerçeği ayırt edemeyen insanlar, 5 yıl boyunca Yaprak Dökümü'yle yattınız kalktınız.


Farkındayız Türkiye'ye uygun olmayan bir bakış açısı var dizide , yine de çoğunluk alışmış gibi görünüyor. Can Dündar'a da MUSTAFA filmi için neler denmişti. Adam uğraşmış bir şeyler yapmıştı sonuçta Atatürk ile ilgili olan her şeyin başımın üstünde yeri var.


Umarım dizi harem ve entrikalardan ibaret olarak devam etmezde paralar doğru yere harcanmış olur. Gündeki kadınların merakla beklediği Mahidevran ile Hürrem Sultan'ın kadınsı savaşlarına dönerse, biz de izlemeyiz olur biter.

9 Ocak 2011 Pazar

Malumunuz final dönemi ve ben yine kendimi vicdan amaçlı eve kapattım neyseki sevgili laptopumun kapağını açmakla bende kendimi sanal aleme atmış durumdayım.

Fark ettim ki artık insanlar bu sanal aleme kendini fazlasıyla kaptırmış durumda. Sosyal paylaşım sitelerinin artmasıyla insanlardaki popülerlik duygusuda gizlenemez hal almakta. Sweet tadında tweetler , takipçilerinin sayısına her gün bakmalar , follow etmeyenleri asla follow etmeyen tipler yada follow ederse 1 gün içinde follow edilmediklerinde unfollow edenler. takip ediyorumda insanlar burada yaşıyor , yaşlanılıyor retweetlerle yaşatılıyor. Artık konuşmakta kalmadı facede paylaştım görmedin mi, hatta yoruma ne gerek var orda like tuşu var. Formspring den bir laf sokmuşum ki görmelisin. Facebookta videolar altına yazılan ''ooolumm dadaaahjdkflu billfmglggşorumgömhlhhimhihöhöhoghgm yarıldım ya '' tarızndaki yorumlarda sende bnde biliyoruz bu yorumun abartısı kadar gülmediğini.
Hoşlandığı kız resmini beğenmedi diye hayata küsenler. Nette çok eğlendiğini söyleyenler şimdi yemeyelim birbirimizi. Çocuk msne girsin diye en güzel yıllarını 24 saat bilgisayar başında harcayan kız aslında o çocuk 24 saat çevrimdışı takılıyordu ve sende bunu biliyordun. Neyseki kimse ne kadar mutsuz olduğunu görmüyordu !

Diğer konuda insanlarımızın ve sanal alemin  çok yönlü olması  bir bakıyorsun 6 yerde hesap.. Sosyal paylaşım sitleri bunu da düşünmüş ve oraya bir "web" kısmı yapmışlar diğer profillerinizin linklerini koymak için. Burası yetersiz gel bir de beni facebookta gör der gibi gözümüze gözümüze sokulan linkler.Bence en kötüsü de ne kadarının gerçek olup olmadığını bilmediğin hesaplar tarafından takip edilmek..Ama önemli değil sen ne kadar gerçeksinki aslında.Kimliğini pardon sanal kimliğini ifşa etme çabaları, profilime bak ne kadar sosyal bir insanım ben diye bağıran linkler. Ne demişler ya göründüğün gibi resim koy profiline ya da olduğun gibi profil yap,(kendimi şu show tvdeki Türk Malı dizisinde gibi hissettim ),neyse  bunlar sanal alemlerde görmek istemediğimiz hareketler :) Tüm bunlara rağmen Sosyal Ağlar Kişiliğimizi Ele Veriyor muş.


Bunlardan sıkılıp kendimi televizyona vurdum, eh be gündüz kuşağı programları bir kere de beni şaşırtın !!.. Zaplayarak bir dizinin tekrarına denk geldim , 15 dakikalık senaryoyu nasıl bir saate uzatabiliyorlar anlayamadım. Çok şükür o sırada mutfaktaydım ki dizi izlerken CANIM SIKILMASIN diye bulaşık makinasını yerleştirdim , tavuk yemeği ve bulgur pilavı yaptım. Bu arada  itiraf etmeliyim aslında reklamları izlerken daha çok eğleniyorum ben.

Giriş, gelişme bölümünü bitirdikten sonra sonuca gelirsek, şu finaller geçse de bizde kendimizi sokağa atsak. Üç beş oksijen alsak.  

Aşağıdaki haberi de paylaşmadan edemeyeceğim,

5 Aralık 2010 Pazar

conan

yaklaşık 1.5 sene önceydi ve amerika nın en çok izlenen ulusal kanalı nbc 3 ünlü talk show sunucusunu bir araya getirdi ve daha önce hiç bir tv kanalının yapmadığı bir olaya imza attı: prime time da talk show programı...

jay leno, conan o brien ve jimmy fallon arka arkaya program sunuyorlardı ve jey leno nun program saati gece 10-11 arasıydı. tabi ki bu kumar tutmadı çünkü nbc gerekli reytingleri tutturamayıp zarar etmeye başlayınca tonight show with jay leno yu yayından kaldırmak yerine programı conan ın saati ne çekti ve conan o brien yüklü bir tazminat alıp yuvadan uçtu.

1 sene boş ta gezdi conan hatta çeşitli geyik videoları ortaya çıktı ama hepimiz geri döneceğinden emindik. dün yeni programı olan conan ın 16. bölümü bitti ve şu anda jay leno dan daha fazla tarafından izlenen hatta amerika da en cok izlenen talk show programı üstelik TBS de yayınlanmasına karşın.(TBS kablolu yayın kanalı)



4 Aralık 2010 Cumartesi

geç kal(ın)mış bir yazı


   1992 yılında Birleşmiş Milletler aldığı bir kararla, 3 Aralık da ilan ettiği “Uluslararası Engelliler Günü” nün amacı engellilerin topluma kazandırılması ve insan haklarının tam ve eşit ölçüde sağlanmasıymış. 

Bizler o kadar kendi derdimize dalmışız ki sürekli bir şeyler şikayet edip duruyoruz belki de hayatımızda olmayan engeller koyup memnuniyetsizlikte yaşıyoruz.
Bir an düşünsenize görme engelli olduğunuzu - hayatınızda nelerin değişeceğini?? Bir de maddi durumumuz yeterli değilse almanız gereken o özel eğitimi alamadığınızı işte ülkemizde de bir çok engellinin engeli maddi yetersizlik.
En sinir olduğum engellilerden acıyarak bahsedenler. Bu durum ailemizi seçememek gibi bir şey.Şimdi düşünüyorum da aslında onlarla aramızda bir fark yok ÇÜNKÜ BİZLERDE BİR ENGELLİ ADAYIYIZ.Ülkemizde 8.5 milyonu aşkın engelli insan varmış ve hiçte hafife alınacak bir rakam değil. Yaşam koşulları onlar için daha da güç.
              
                Hayat çizgisini değiştiren doğum anı
Türkiye'nin Stephen Hawking'i Onur Eyüp Karadoğan ise sıra dışı bir başarıya imza atıyor. Doğum sırasında başının vakumla çekilmesi ve beyne bir süre oksijen gitmemesi nedeniyle spastik engelli olarak dünyaya gelen Onur Karadoğan, alfabeden harf göstererek, bilgisayar ya da cep telefonunu ile yazışarak çevresiyle iletişim kurabiliyor. Hayatla iletişim kurabilmesini sağlayan tek parmağı. Can Yayınları Gençlik Yazını seçkisinden çıkan "Azim Spastik Engelli Gencin Mücadelesi" arı bir dille yazılmış, okuyanı hayrete düşüren Onur'un yaşam savaşı. Onur'un tek parmaklığıyla yansıttığı bir mutluluk zinciri. İlklerle dolu. Hayat çizgisini değiştiren doğum anı. Bu hatanın faili doktorunu Onur şu şekilde anlatıyor: "Ben 09\09\1984 tarihinde Adana doğum evinde dünyaya gelmişim. Yalnız bu dünyaya geliş normalden biraz farklıymış. Çünkü ben spastik engelli olarak dünyaya gelmişim. Sebebi doktor hatasıymış. Aslında şanssızlık desek daha doğru olur. Çünkü eminim ki o doktor da böyle olmasını istemezdi. Babamın anlatılarına göre ben çok zor doğmuşum; öyle ki, doktor beni vakumla almak zorunda kalmış. Bu sırada beynimdeki bir damarı ezmiş. İşte bu sebepten spastik olmuşum. Hepimiz biliyoruz ki, bebekler doğar doğmaz ağlar ama ben beynime oksijen gitmediği için yarım saat sonra ağlamışım. Tabii burada doktorumun çabalarını göz ardı etmemek lazım. Ne ilginç, değil mi? Bir yanda sizin engelli olmanıza sebep olan insan, aynı zamanla sizi hayata döndürüyor. Engelli olmama sebep olan doktora hiçbir kızgınlık duymuyorum. Çünkü böyle olsun istemezdi. Doktorum beni hayata döndürdüğü için ailem bana onun ismini vermiş." Et yığını olarak yaşarken ebeveynlerinin ilgisiyle başka çareler aranıyor. Fizik tedavi, başarılı sonuçlar veriyor. Onur'un hareketlerinde ilerlemeler kaydediliyor. Ama kimi doktor için uğraşılmaya, zaman harcamaya değmez diye ailesinin önüne duvar örülürken, anne baba Onur' dan vazgeçmiyor. Onun bağımsızlığı kendi başına tuvalete gidebilmesi, duş yapabilmesi. Bizlerin rutinleri onun hayatında başarıya uzanan engelleri tek tek aşmanın ölçütleri. Tek başına sokağa çıkmayı hayatının kumarı olarak tanımlıyor: "3 Ocak 1998 günü hayatımla kumar oynayacaktım. Çünkü o gün kendimi ev hapisten kurtarmak için daha birkaç ay önce yürümeyi başardığım yürüteçle kendi başıma sokağı çıkmaya çalışmayı kararlaştırmıştım. Eğer bunu başarabilirsem, hayatımda ilk kez tek başıma sokağa çıkmış olacak, bu konuda özgürlüğüme kavuşacaktım. Peki ya başaramazsam? Ya merdivende dengemi kaybedip yuvalanırsam? İşte o zaman en iyimser olasılıkla 4 ocakta sabah güneşini bizim eve en yakın hastanenin yoğun bakım servisinde karşılayacaktım. Evet, biliyordum yapacağım şeyin mantıkla bir ilgisi yoktu. Buna delilik denebilirdi. Ancak özgürlüğüm için bunu yapmam şarttı. O zaman ben de elimi taşın altına koyacak ve sekiz sene süren ev mahkûmiyetime artık bir son verecektim."
Bizce kolay, Onur'ca zor olan tüm sorunlara o cesurca başkaldırır. Üç basamaklı sayıları anında çarpabilen, satranç tutkunu Onur'un bir diğer hedefi ise satranç şampiyonu olmaktır. 

1 Aralık 2010 Çarşamba

el clasico üstüne

el clasico yazısı üzerine bir yazı daha yazma gereği duyma sebebim geçen yazıda her iki takımın kazanma şanslarını eşit olarak görmem olarak söylenebilir.

maçı özetleyecek olursak ""barcelona nın sahasına gol atmaya giderseniz 5lik olursunuz"". bu sözler bendenize ait. morinyo nun belki de en büyük hatası geçen sene inter ile dize getirdiği barcelonayı bu sefer hücum yaparakta yenebilirim düşüncesi oldu. oysa ki orta sahalara baktığımızda barcelona da xavi iniesta busquets üçlüsüne karşı madrid ekibinde khedira ve alonso ikilisi vardı. ilk 45 dakika sonunda hatasını anlasada iş işten geçmişti artık. halbuki 3lü bir orta sahayla başlayıp ronaldo yu ilerde tek bırakmak daha akıllıca olabilirdi.

biraz xavi den bahsetmek gerek. çünkü futbolu izlemeye başladığım yıl olan 1998 de barcelona nın en genci olarak futbola başladı. ilk 5 6 senesinde çok ta parlak olmayan bir futbol yaşantısı oldu. özellikle ronaldinho nun gidişiyle başlayan guardiola nın çok paslı oyun yapısında kendini çok geliştirdi ve bence şu anda avrupa nın en iyi ön liberosu.

sonuç olarak bir el classico nun daha sonuna geldik. türkiye de ki kanallarda duyduğum kişisel yorumların çoğunda türkiye de ki oynanan futbola hiç te benzemiyor tepkileri duymam insanların gerçekten futboldan anlamadığını ortaya koyuyor. el clasico bir maçtan fazlasıdır ey insan halkı. özellikle son 2 yılda bu iki takımın dünyanın en iyi ikisi olduğu düşünüldüğünde...

edit: sergio ramos a olan tepkilerin aşırı olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 90+2 de skor 5-0 olmuş messi hala hücum yapıyor. bu seviyelerde rakibe saygı duymak çok önemlidir çünkü 1 sene geçmez aynı durumla karşı karşıya kalabilirsiniz.


28 Kasım 2010 Pazar

av mevsimine girerken

yaklaşık bir senedir takip ettiğimiz bir film olan av mevsimi 3 aralık ta ülkemizde vizyona girecek. başrollerinde şener şen ve cem yılmaz olan film yavuz turgul imzası taşıyor. şener şen ve yavuz turgul ikilisinin geçmişte yaptığı baş yapıtlara bakacak olursak bu filmden olan beklentilerimiz oldukça yüksek.

konuya şöyle bir göz atacak olursak bir cinayet araştırması sırasında hayatları alt üst olan 3 polisin hikayesi anlatılıyor. bu konuya bakacak olursak senaryonun titizlikle hazırlandığı göze çarpıyor. oyuncu kadrosuda oldukça kaliteli. bize düşende bu enfes yapıtı seyretmek olucak.

buna bir benzer senaryo seven filminde vardı yanılmıyorsam. orda da emekliliğinin sonuna gelmiş bir polis (morgan freeman) ile genç bir polisi canlandıran (brad pitt) son derece esrarengiz cinayetlerle ilgili araştırma yaparken gündelik yaşamlarındaki dramlar anlatılıyordu. filmin sonunda katil brad pitt in karısını kesmişti umarım av mevsiminin sonunda da böyle faaliyetler gerçekleşmez.


el clasico

benim için bu ayın en önemli olayı diyebileceğim el clasico yarın akşam gerçekleşecek. el clasico nun ne olduğunu bilmeyenler olabileceğini düşünerek biraz açıklama yapalım.

ispanya da ki futbol takımları olan fc barcelona ve real madrid fc nin karşılaşmalarına verilen addır.
sadece ispanyada değil bütün dünyada bir çok insan tarafından takip edilen görsel bir şölendir. nerdeyse yüz yıllık bir geçmişi barındıran bı rekabette real madrid in az da olsa bir üstünlüğü var.
fakat barcelonanın özellikle son 10 yılda yaptığı büyük atılımla şu anda real madrid in biraz önünde olduğunu söylemek gerekir.

maçta ilgili kişisel fikirlerimi söylemek gerekirse geçen seneki maçlarda barçanın real madrid ten 2 gömlek daha iyi bir takım olduğunu görmüştük. ama bu sene mourinho nun gelmesi ve yapılan nokta transferlerle ara kapandı. şu an aralarındaki tek fark barçanın cok pas yapması ve messi diyebiliriz. genede ilk golü atanın kazanacağı ya da golsüz bir beraberlikte beklenebilir.

en son casillas abimizin açıklamasıyla bitirelim:

iker casillas: barcelona şu an moda, ama modalar geçicidir...


enfes bir pazar günü

evet yazmayalı bir kaç gün oldu sebebi de yaklaşan sınavlar ve gündelik yaşamdaki sıradanlıklar diyebilirim. ancak yarın akşam gerçekleşecek olaylardan bahsetmek isterim. malumunuz yarın akşam 7 de derbi var ve beşiktaşımız galatasaray deplasmanına gidecek bu büyük mücadeleyi kaçırmayınız efendim.

derbinin dışında bugun teniste enfes maçlar oynandı. bilindiği üzere tenis sezonunun son turnuvası olan atp masters londra da yapılmakta. bugun yarı finaller oynandı ve roger federer ile rafael nadal finale yükseldi. yarın akşam 7.30 da ntvspor ekranlarında olucak. derbiyle birlikte birlikte izlemenizi tavsiye ederim.


27 Kasım 2010 Cumartesi

gündem

bugün haberleri izledim biraz bilmem kaç kişi trafik kazasında öldü bir bebek daha annesinin karnından çıkmadan önce annesi ölmüş sonra yine bir kaç haber daha ünlü oyuncu çocukda öldü demi evet böle gidiyordu hee arada sosyal devlet olmuşuz bak yada olucakmışız 2011 de artık fakirlere ki fakir kabul edilebilmek demek eğer gelirin askeri gelirin 1/3 ile oluyor yani sanırım artık ölme eşiğindesin ama ölme bak devlet 2011 de size maaş bağlıcak ... traji komik .. küçükkenden beri haberleri izlemeyi sevmiyorum sevmemde mümkünmü sanki bu koşullarda küçükkende benzer haberlerdi sanki şimdi daha modernleşti ama aynı konular temelin gidiyorr gidiyor.. çok mu sıkılmışım ne burda olmaktan ya da bir sınav zamanın gelgit psikolojileri içindeyim acaba?

25 Kasım 2010 Perşembe

harry potter and the deathly hallows: part 1

madem ki bir bloga davet edildik bu sebeple bir şeyler karalamanın gerekli olduğunu düşünmekteyim. sınavların hepimizi sıktığı bu günlerde kendilerini film izleyerek rahatlatmak isteyen bir çok arkadasımın olduğunu biliyorum. bu yüzden izlediğim bir filmle ilgili bir kaç bilgi vermenin yararlı olacağını düşünüyorum.

harry potter serisinin son filmi olan ölüm yadigarları vizyona gireli yaklaşık 10 gün oldu. ve şimdiden en cok gişe hasılatı yapan filmler listesine girmeyi başardı tıpkı kitaplarında olduğu gibi.
10 sene önce başlayan bu serüvenin artık son bulması içimizi burksa da genede david yates gibi bir yönetmenle son buluyor olması beklentilerimizi epey yükseltmişti. ben filme dün gittim. başlangıcından sonuna kadar diğer filmlerdeki aksiyonu aratsa da genede geçmiş filmlerdeki bir çok açık kapatılmış ve kitaba en cok bağlı kalınan film diyebilirim.

biraz oyunculuklardan söz etmek gerekirse; pek öne çıkan oyuncu olduğunu söyleyemeyeceğim.sadece bellatrix i oynayan helena bonham carter ın her zaman olduğu gibi gene cok başarılı oldugunu da belirtelim.


bir mukavemet sınavını da geride bıraktık

Oyun bitince şah da piyon da aynı kutuya konur. - İtalyan atasözü neden bu sözü alıntı yaptım bilmiyorum ama hoşuma gitti..



Mantığını kavrayın gerisi boş der hocamız hep , o yüzdendir ki o en önemli dersi biz haftada 4 saat görürüz. Statik dersinden sonra zaten hayata bakış açım değişti ikea ya gittiğimde  çatıdaki mesnet reaksiyonlarını tartışır olduk.
bugunkü sınav neydi bir anlam veremedim- ege üniversitesi makina mühendisliğinde bu sorular çıkıyor desem kimse inanmaz.neyse biz  Mantığını kavramış öğrenciler olarak hepimiz birşeyler saçmaladık maksat boş kağıt vermeyelim. Aslında başarısız olduk diye hemen kendimizde aramalıyız hatayı (!!!!!!)

Harvard da nasıl ders işleniyor merak ediyorum(z)! ..
o filmlerde gördüğümüz gibi mi , ufak çaplı bir araştırma yaptım ama anladım ki orası harvard.

Napalım bu moral bozukluğunu kendimizi fast fooda vererek yok etmeye çalıştık:)..
Ardından da izlemedik denmesin diye harry potter a gidelim dedik.
Harry potteri ın son filmi olan ölüm yadigarlarının ilk bölümündende istediğimizi alamadık !!  sanki bizim Türk dizilerini örnek almışlar çok yavaş ilerleyen bir film ..
Bihter le Adnan ın telefon konuşması gibi
-Bither
-Adnan
-Adnan
-Bihter
aynen böyleydi :)
İşte filmin ilk bölümü durağandı demek istiyorum ve bütün olayların ikinci bölümde kopacağını düşünüyoruz.

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları‘nın ilk bölümü, vizyona girdiği haftada  125.1 milyon dolar hasılat yaparak, kendi rekorunu egale(bu kelimeyide hep okuyorum bende kullanayım dedim) etmiş durumda.

Film, tüm zamanların ilk haftada en hasılat yapan filmleri sırasında ise 6. sırada.
http://boxofficemojo.com/alltime/weekends/

Eh artık bize de 17 Temmuz'u beklemek düşer.